Alanında uzman terapistlerinin çeşitli konularda sizlere değer blog yazıları.

test blog

Kendimi Nasıl Tanıyacağım?Hayat bazen bir labirente benzer: dönemeçler, çıkmaz sokaklar, beklenmedik kavşaklar... Peki, bu labirentin tam ortasında duran "siz" kimsiniz? Kim olmak istiyorsunuz? Hangi yollardan geçtiniz ve hangi yollara sapmak istiyorsunuz?"Kendimi nasıl tanıyacağım?" sorusu, işte tam da burada anlam kazanır. Bu yazıda, bilimsel araştırmalarla desteklenmiş ve bol uygulamalı adımlarla dolu bir yolculuğa çıkmaya davetlisiniz. Hazırsanız, içinizdeki sizi keşfetmeye başlayalım.1. Kendinizi Tanımak Neden Önemlidir?Araştırmalar, kendini tanıyan bireylerin stresle daha iyi başa çıktığını, karar alma becerilerinin geliştiğini ve yaşam doyumunun arttığını gösteriyor (Sutton, 2016). Kendinizi tanımak, değerlerinizi, inançlarınızı, sınırlarınızı ve hayattaki önceliklerinizi netleştirir.2. Kendinizi Tanıma Yolculuğuna Nasıl Başlayabilirsiniz?Düşüncelerinizi GözlemleyinHer gün 5 dakika boyunca içinizden geçenleri yazmayı deneyebilirsiniz. Hangi kelimeler, hangi kaygılar öne çıkıyor?Düşüncelerinizin otomatik mi yoksa bilinçli mi olduğunu anlamak için kendinize çeşitli sorular sorabilirsiniz.Mindfulness çalışmaları, içsel düşünce akışını fark etmenin zihinsel esnekliği artırdığını gösterir (Kabat-Zinn, 2003).Duygularınıza Alan AçınGün sonunda kendinize "Bugün hangi duyguları hissettim?" diye sorabilirsiniz.Bir duygu günlüğü tutmayı deneyebilirsiniz.Duygusal farkındalık, duygusal zekanın temelidir (Goleman, 1995).Beden Sinyallerinizi DinleyinGünde bir kez beden taraması yapmayı deneyebilirsiniz. Nerede gerginlik hissediyorsunuz? Nerede hafiflik?Somatik farkındalık, stresi azaltmada ve travmayla başa çıkmada etkilidir (Van der Kolk, 2014).3. Kendinizi Tanıma AraçlarıDeğerler Listenizi OluşturunHayatta sizin için en önemli olan 5 değeri seçebilirsiniz (Örn: özgürlük, adalet, aile, saygı).Kök İnançlarınızı Keşfe Çıkmak"Ben hep...", "Ben asla..." diye başlayan cümleleri yazabilirsiniz.Bu inançların nereden geldiğini sorgulamak adına kendinize sorular sorabilirsiniz.Hayat Çarkı Çalışması Hayatınızın ana alanlarını (iş, aile, sağlık, arkadaşlık, eğlence) 0-10 arası puanlayabilirsiniz.Dengeleri görebilir ve hangi alanda gelişmek istediğinizi belirleyebilirsiniz.4. Farkındalık SorularıSize enerji veren ve sizden enerji alan şeyler neler?En çok hangi anlarda kendinizi canlı, hangi anlarda tükenmiş hissediyorsunuz?Ne zaman "hayır" demekte zorlanıyorsunuz?Başkalarını memnun etmek için kendinizden ödünler verdiğiniz olur mu?Çocuklukta sizi en mutlu eden şey neydi? Bugün buna ne kadar yakınsınız?İç sesiniz en çok ne zaman kısılıyor ve en çok ne zaman cesurca konuşuyor?Hayatınızdaki hangi kalıpları tekrar ettiğinizi fark ediyorsunuz ve bu kalıpların kökeni nerede olabilir?Kendinizle baş başa kaldığınızda en çok kaçındığınız duygu hangisi? Bu duygunun size ne anlatmak istediğini hiç dinlediniz mi?Şu an hayatınız bir metafor olsaydı, nasıl bir sahne ya da doğa olayı olurdu? Siz bu sahnenin neresindesiniz?Size ait olduğunu sandığınız ama aslında başkalarından aldığınız hangi inançları üzerinizde taşıyor olabilirsiniz?5. Öz-Şeffaflıkla Kendinizi Kabul EdinKendinizi tanıma yolculuğunun en kritik adımı, gördüğünüz yanları yargılamadan kabul etmektir. Kusurlarınız, korkularınız ve zaaflarınız da bu hikayenin bir parçasıdır.Kendinize şeffaf ve şefkatli yaklaşmak, psikolojik iyilik halinizi artırır (Neff, 2003).6. Adım Adım Eylem PlanınızHaftada bir kez kendinize zaman ayırabilirsiniz: Yalnız bir yürüyüş, meditasyon, günlük yazma, içinizden geldiği gibi sanatsal kaygı gütmeden çizim yapma, sevdiğiniz bir mekana gitme…Güven duyduğunuz bir kişiye içtenlikle bir duygunuzu paylaşabilirsiniz.Yeni bir hobi denemeyi seçebilirsiniz.Kendinize "Ben kimim?" sorusunu farklı zamanlarda farklı cevaplarla yazmayı deneyebilirsiniz.Kaynakça:Goleman, D. (1995). Emotional Intelligence. Bantam Books.Kabat-Zinn, J. (2003). Mindfulness-Based Interventions in Context. Clinical Psychology: Science and Practice.Neff, K. (2003). Self-Compassion: An Alternative Conceptualization of a Healthy Attitude Toward Oneself. Self and Identity.Sutton, A. (2016). The benefits of self-awareness for leadership. Journal of Management Development.Van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score. Viking Press.Kendinizi tanımak bir "sonuç" değil, bir "süreçtir". Bu yazıdaki adımları uygulayarak, içinizdeki sesi daha yakından duymaya başlayabilirsiniz. Her soru, her his, her yüzleşme sizi size biraz daha yaklaştırabilir. Kendi sesinizi duydukça kendinizi, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, sevdiklerinizi… daha yakından tanımanız mümkün hale gelebilir.Hatırlayın: Kendinize adım atmak, hayatınıza adım atmaktır.

ArenQuantumWave© Nedir?“Quantum” ve “Wave” (dalga) birleşimi, müziğin dalgalarıyla zihinsel dengeye ulaşmayı ifade eder.ArenQuantumWave markası, Aren Psikolojik DAnışmanlık Merkezinin işitsel psiko-eğitim sistemini temsil edecek şekilde oluşturulmuş bir markadır.Aren: Bu, markanın kökenini ve psikoloji alanındaki uzmanlığı temsil eder, Aren Psikoloji’nin tanınmışlığına ve güvenilirliğine vurgu yapar. Hitit tabletlerinde ışık ve çöldeki en parlak kum anlamına gelir.Wave: İşitsel terapinin ve etkisinin müzik dalgaları ile bağlantısını ima eder. Aynı zamanda, müzik ve terapi seanslarının dalga gibi etkili ve akıcı olduğunu temsil eder.Quantum: Çift Boyutlu Bütünleşik Terapi’nin bütüncül kuantum süperpozisyonlarıyla zihinsel bağlantıyı ve terapinin bireylerin zihinleri üzerinde oluşturduğu bağlantıyı ifade eder. Bu, müşterilerin kendilerini daha iyi hissetmeleri ve zihinlerini uyumlu hale getirmeleri için oluşturulan kişiselleştirilmiş işitsel psikoeğitim programını temsil eder. Aynı zamanda, bireylerin zihin, beden ve ruh seviyesinde gerçekleşen küçük ama önemli değişimlerin büyük etkilere yol açabileceğini anlatır. Kuantum fiziğindeki olasılıklar ve dinamik etkileşimler gibi, terapinin de bireyler üzerinde çok boyutlu etkiler yaratabileceği fikrini yansıtır.Genel olarak, ArenQuantumWave markası, müzik ve zihinsel sağlık arasındaki güçlü bağlantıyı, kişisel ve etkili bir terapötik deneyimi vurgulayan bir markadır. Aren Psikoloji ve ArenQuantumWave markası kurucusu Uzman Psikolojik Danışman Abdurrahman Akpınar, Çift Boyutlu Bütünleşik Terapi adlı psikolojik yöntem ve yaklaşım kuramı kitabının 124-133. Sayfaları arasında bu işitsel psiko-eğitim programını açıklamıştır. Bu kuramsal açıklamadan önce en basit haliyle ArenQuantumWave çeşitli psikolojik ihtiyaçlara uygun üretilen özel frekansların örneğin klasik müziklerin arkasına yerleştirilerek özel kulaklığıyla danışmanlık hizmetleriyle birlikte belirgin bir düzende 2 yaş üstü bireylere kendi web yazılımı üzerinden evde ya da psikolojik danışmanlık merkezlerinde ek uygulamalarla birlikte dinletilerek ihtiyaç sebebine en üst düzeyde kalıcı fayda sağlayan bir işitsel psiko-eğitim programıdır.Alfa, Teta, Delta ve Gama beyin dalgası frekanslarına odaklanan ArenQuantumWave, gelişmiş bir meditasyoncunun doğal beyin dalgası durumunu yansıtacak şekilde tasarlanmıştır. Bu, yıllarca pratik yapmadan çok daha derin, çok daha keyifli ve çok daha yüksek kaliteli sükûnet durumlarına erişmenizi sağlar.

Kayıp ve Yas Süreçleri: Yas sürecinde Psikolojik Sağlamlık Kayıp ve Yas Süreçleri Nasıldır? Kayıp ve yas, yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. Sevdiğimiz birinin ölümü, bir ilişkinin sona ermesi, iş kaybı veya sağlığın bozulması gibi çeşitli kayıplar yas sürecini başlatabilir. Bu süreç, her birey için farklılık göstermekle birlikte genellikle birkaç aşamadan oluşur: 1. İnkar: Kişi, kaybın gerçekliğini kabul etmekte zorlanabilir. Bu aşamada genellikle "Bu gerçek olamaz" gibi düşünceler ortaya çıkar. 2. Öfke: Kayıp karşısında öfke ve kızgınlık hisleri yaşanabilir. Kişi, durumu kontrol edemediği için kendine, diğer insanlara veya duruma öfke duyabilir. 3. Pazarlık: Bu aşamada kişi, kaybı geri alabilmek için içsel veya dışsal pazarlıklar yapar. "Eğer bunu yaparsam, belki geri gelir" gibi düşünceler yaygındır. 4. Depresyon: Kayıp ve yasın en zor aşamalarından biri olan depresyon, derin bir üzüntü, yalnızlık ve umutsuzluk hissi ile karakterizedir. 5. Kabullenme: Son aşamada kişi, kaybın gerçekliğini kabul eder ve onunla yaşamayı öğrenir. Bu aşamada duygusal denge yeniden sağlanır. Kayıp Yaşayan Biri Psikolojik Sağlamlık İçin Neler Yapabilir? Yas süreci her birey için farklılık gösterir ve kişisel bir deneyimdir. Ancak, psikolojik sağlamlığı artırmak ve bu süreci daha sağlıklı bir şekilde yönetmek için bazı stratejiler mevcuttur: 1. Duygularınızı Kabul Edin ve İfade Edin: Kayıp ve yas sürecinde duygularınızı bastırmak yerine kabul edin ve ifade edin. Üzüntü, öfke, korku gibi duyguları yaşamak normaldir. Duygularınızı güvendiğiniz biriyle paylaşmak veya bir günlük tutmak, bu süreci daha yönetilebilir hale getirebilir. 2. Destek Arayın: Aile ve arkadaşlar, yas sürecinde büyük bir destek kaynağı olabilir. Destek gruplarına katılmak veya bir terapistten profesyonel yardım almak da faydalı olabilir. 3. Kendinize Zaman Tanıyın: Yas süreci, zaman alan bir süreçtir ve her birey için farklı hızda ilerler. Kendinize iyileşmek için zaman tanıyın ve bu sürecin aceleye getirilemeyeceğini kabul edin. 4. Sağlıklı Yaşam Tarzını Sürdürün: Fiziksel sağlık, duygusal sağlık üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve yeterince uyumak, yas sürecinde daha güçlü olmanıza yardımcı olabilir. 5. Rutini Koruyun: Günlük rutinlerinizi sürdürmek, duygusal dengenizi korumanıza yardımcı olabilir. İşe gitmek, ev işlerini yapmak veya hobilerinize devam etmek, normal yaşamınıza dönmenize katkı sağlayabilir. 6. Anılarınıza Saygı Gösterin: Kayıp yaşadığınız kişi veya durumla ilgili anıları hatırlamak ve onlara saygı göstermek, yas sürecinin bir parçasıdır. Anı eşyaları saklamak, anma törenleri düzenlemek veya sevdiklerinizle anıları paylaşmak, duygusal iyileşme sürecini destekleyebilir. 7. Yeni Anlamlar ve Hedefler Bulun: Kayıp sonrası yaşamınıza yeni anlamlar ve hedefler eklemek, yeniden inşa sürecinde yardımcı olabilir. Yeni hobiler edinmek, gönüllü çalışmalara katılmak veya kişisel gelişim hedefleri belirlemek, yaşamınıza yeni bir yön katabilir. Kayıp ve yas süreci, yaşamın zorlu fakat doğal bir parçasıdır. Bu süreçte duygularınızı kabul etmek, destek aramak ve kendinize zaman tanımak önemlidir. Sağlıklı yaşam tarzını sürdürmek, rutinlerinizi korumak ve anılarınıza saygı göstermek de psikolojik sağlamlığı artırmada yardımcı olabilir. Unutmayın, yas süreci kişisel bir yolculuktur ve her birey bu süreci kendi hızında yaşar. Yardıma ihtiyaç duyduğunuzda, profesyonel destek almak her zaman iyi bir seçenektir.

Kendimi Nasıl Tanıyacağım?Hayat bazen bir labirente benzer: dönemeçler, çıkmaz sokaklar, beklenmedik kavşaklar... Peki, bu labirentin tam ortasında duran "siz" kimsiniz? Kim olmak istiyorsunuz? Hangi yollardan geçtiniz ve hangi yollara sapmak istiyorsunuz?"Kendimi nasıl tanıyacağım?" sorusu, işte tam da burada anlam kazanır. Bu yazıda, bilimsel araştırmalarla desteklenmiş ve bol uygulamalı adımlarla dolu bir yolculuğa çıkmaya davetlisiniz. Hazırsanız, içinizdeki sizi keşfetmeye başlayalım.1. Kendinizi Tanımak Neden Önemlidir?Araştırmalar, kendini tanıyan bireylerin stresle daha iyi başa çıktığını, karar alma becerilerinin geliştiğini ve yaşam doyumunun arttığını gösteriyor (Sutton, 2016). Kendinizi tanımak, değerlerinizi, inançlarınızı, sınırlarınızı ve hayattaki önceliklerinizi netleştirir.2. Kendinizi Tanıma Yolculuğuna Nasıl Başlayabilirsiniz?Düşüncelerinizi GözlemleyinHer gün 5 dakika boyunca içinizden geçenleri yazmayı deneyebilirsiniz. Hangi kelimeler, hangi kaygılar öne çıkıyor?Düşüncelerinizin otomatik mi yoksa bilinçli mi olduğunu anlamak için kendinize çeşitli sorular sorabilirsiniz.Mindfulness çalışmaları, içsel düşünce akışını fark etmenin zihinsel esnekliği artırdığını gösterir (Kabat-Zinn, 2003).Duygularınıza Alan AçınGün sonunda kendinize "Bugün hangi duyguları hissettim?" diye sorabilirsiniz.Bir duygu günlüğü tutmayı deneyebilirsiniz.Duygusal farkındalık, duygusal zekanın temelidir (Goleman, 1995).Beden Sinyallerinizi DinleyinGünde bir kez beden taraması yapmayı deneyebilirsiniz. Nerede gerginlik hissediyorsunuz? Nerede hafiflik?Somatik farkındalık, stresi azaltmada ve travmayla başa çıkmada etkilidir (Van der Kolk, 2014).3. Kendinizi Tanıma AraçlarıDeğerler Listenizi OluşturunHayatta sizin için en önemli olan 5 değeri seçebilirsiniz (Örn: özgürlük, adalet, aile, saygı).Kök İnançlarınızı Keşfe Çıkmak"Ben hep...", "Ben asla..." diye başlayan cümleleri yazabilirsiniz.Bu inançların nereden geldiğini sorgulamak adına kendinize sorular sorabilirsiniz.Hayat Çarkı Çalışması Hayatınızın ana alanlarını (iş, aile, sağlık, arkadaşlık, eğlence) 0-10 arası puanlayabilirsiniz.Dengeleri görebilir ve hangi alanda gelişmek istediğinizi belirleyebilirsiniz.4. Farkındalık SorularıSize enerji veren ve sizden enerji alan şeyler neler?En çok hangi anlarda kendinizi canlı, hangi anlarda tükenmiş hissediyorsunuz?Ne zaman "hayır" demekte zorlanıyorsunuz?Başkalarını memnun etmek için kendinizden ödünler verdiğiniz olur mu?Çocuklukta sizi en mutlu eden şey neydi? Bugün buna ne kadar yakınsınız?İç sesiniz en çok ne zaman kısılıyor ve en çok ne zaman cesurca konuşuyor?Hayatınızdaki hangi kalıpları tekrar ettiğinizi fark ediyorsunuz ve bu kalıpların kökeni nerede olabilir?Kendinizle baş başa kaldığınızda en çok kaçındığınız duygu hangisi? Bu duygunun size ne anlatmak istediğini hiç dinlediniz mi?Şu an hayatınız bir metafor olsaydı, nasıl bir sahne ya da doğa olayı olurdu? Siz bu sahnenin neresindesiniz?Size ait olduğunu sandığınız ama aslında başkalarından aldığınız hangi inançları üzerinizde taşıyor olabilirsiniz?5. Öz-Şeffaflıkla Kendinizi Kabul EdinKendinizi tanıma yolculuğunun en kritik adımı, gördüğünüz yanları yargılamadan kabul etmektir. Kusurlarınız, korkularınız ve zaaflarınız da bu hikayenin bir parçasıdır.Kendinize şeffaf ve şefkatli yaklaşmak, psikolojik iyilik halinizi artırır (Neff, 2003).6. Adım Adım Eylem PlanınızHaftada bir kez kendinize zaman ayırabilirsiniz: Yalnız bir yürüyüş, meditasyon, günlük yazma, içinizden geldiği gibi sanatsal kaygı gütmeden çizim yapma, sevdiğiniz bir mekana gitme…Güven duyduğunuz bir kişiye içtenlikle bir duygunuzu paylaşabilirsiniz.Yeni bir hobi denemeyi seçebilirsiniz.Kendinize "Ben kimim?" sorusunu farklı zamanlarda farklı cevaplarla yazmayı deneyebilirsiniz.Kaynakça:Goleman, D. (1995). Emotional Intelligence. Bantam Books.Kabat-Zinn, J. (2003). Mindfulness-Based Interventions in Context. Clinical Psychology: Science and Practice.Neff, K. (2003). Self-Compassion: An Alternative Conceptualization of a Healthy Attitude Toward Oneself. Self and Identity.Sutton, A. (2016). The benefits of self-awareness for leadership. Journal of Management Development.Van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score. Viking Press.Kendinizi tanımak bir "sonuç" değil, bir "süreçtir". Bu yazıdaki adımları uygulayarak, içinizdeki sesi daha yakından duymaya başlayabilirsiniz. Her soru, her his, her yüzleşme sizi size biraz daha yaklaştırabilir. Kendi sesinizi duydukça kendinizi, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, sevdiklerinizi… daha yakından tanımanız mümkün hale gelebilir.Hatırlayın: Kendinize adım atmak, hayatınıza adım atmaktır.

ArenQuantumWave© Nedir?“Quantum” ve “Wave” (dalga) birleşimi, müziğin dalgalarıyla zihinsel dengeye ulaşmayı ifade eder.ArenQuantumWave markası, Aren Psikolojik DAnışmanlık Merkezinin işitsel psiko-eğitim sistemini temsil edecek şekilde oluşturulmuş bir markadır.Aren: Bu, markanın kökenini ve psikoloji alanındaki uzmanlığı temsil eder, Aren Psikoloji’nin tanınmışlığına ve güvenilirliğine vurgu yapar. Hitit tabletlerinde ışık ve çöldeki en parlak kum anlamına gelir.Wave: İşitsel terapinin ve etkisinin müzik dalgaları ile bağlantısını ima eder. Aynı zamanda, müzik ve terapi seanslarının dalga gibi etkili ve akıcı olduğunu temsil eder.Quantum: Çift Boyutlu Bütünleşik Terapi’nin bütüncül kuantum süperpozisyonlarıyla zihinsel bağlantıyı ve terapinin bireylerin zihinleri üzerinde oluşturduğu bağlantıyı ifade eder. Bu, müşterilerin kendilerini daha iyi hissetmeleri ve zihinlerini uyumlu hale getirmeleri için oluşturulan kişiselleştirilmiş işitsel psikoeğitim programını temsil eder. Aynı zamanda, bireylerin zihin, beden ve ruh seviyesinde gerçekleşen küçük ama önemli değişimlerin büyük etkilere yol açabileceğini anlatır. Kuantum fiziğindeki olasılıklar ve dinamik etkileşimler gibi, terapinin de bireyler üzerinde çok boyutlu etkiler yaratabileceği fikrini yansıtır.Genel olarak, ArenQuantumWave markası, müzik ve zihinsel sağlık arasındaki güçlü bağlantıyı, kişisel ve etkili bir terapötik deneyimi vurgulayan bir markadır. Aren Psikoloji ve ArenQuantumWave markası kurucusu Uzman Psikolojik Danışman Abdurrahman Akpınar, Çift Boyutlu Bütünleşik Terapi adlı psikolojik yöntem ve yaklaşım kuramı kitabının 124-133. Sayfaları arasında bu işitsel psiko-eğitim programını açıklamıştır. Bu kuramsal açıklamadan önce en basit haliyle ArenQuantumWave çeşitli psikolojik ihtiyaçlara uygun üretilen özel frekansların örneğin klasik müziklerin arkasına yerleştirilerek özel kulaklığıyla danışmanlık hizmetleriyle birlikte belirgin bir düzende 2 yaş üstü bireylere kendi web yazılımı üzerinden evde ya da psikolojik danışmanlık merkezlerinde ek uygulamalarla birlikte dinletilerek ihtiyaç sebebine en üst düzeyde kalıcı fayda sağlayan bir işitsel psiko-eğitim programıdır.Alfa, Teta, Delta ve Gama beyin dalgası frekanslarına odaklanan ArenQuantumWave, gelişmiş bir meditasyoncunun doğal beyin dalgası durumunu yansıtacak şekilde tasarlanmıştır. Bu, yıllarca pratik yapmadan çok daha derin, çok daha keyifli ve çok daha yüksek kaliteli sükûnet durumlarına erişmenizi sağlar.

Kayıp ve Yas Süreçleri: Yas sürecinde Psikolojik Sağlamlık Kayıp ve Yas Süreçleri Nasıldır? Kayıp ve yas, yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. Sevdiğimiz birinin ölümü, bir ilişkinin sona ermesi, iş kaybı veya sağlığın bozulması gibi çeşitli kayıplar yas sürecini başlatabilir. Bu süreç, her birey için farklılık göstermekle birlikte genellikle birkaç aşamadan oluşur: 1. İnkar: Kişi, kaybın gerçekliğini kabul etmekte zorlanabilir. Bu aşamada genellikle "Bu gerçek olamaz" gibi düşünceler ortaya çıkar. 2. Öfke: Kayıp karşısında öfke ve kızgınlık hisleri yaşanabilir. Kişi, durumu kontrol edemediği için kendine, diğer insanlara veya duruma öfke duyabilir. 3. Pazarlık: Bu aşamada kişi, kaybı geri alabilmek için içsel veya dışsal pazarlıklar yapar. "Eğer bunu yaparsam, belki geri gelir" gibi düşünceler yaygındır. 4. Depresyon: Kayıp ve yasın en zor aşamalarından biri olan depresyon, derin bir üzüntü, yalnızlık ve umutsuzluk hissi ile karakterizedir. 5. Kabullenme: Son aşamada kişi, kaybın gerçekliğini kabul eder ve onunla yaşamayı öğrenir. Bu aşamada duygusal denge yeniden sağlanır. Kayıp Yaşayan Biri Psikolojik Sağlamlık İçin Neler Yapabilir? Yas süreci her birey için farklılık gösterir ve kişisel bir deneyimdir. Ancak, psikolojik sağlamlığı artırmak ve bu süreci daha sağlıklı bir şekilde yönetmek için bazı stratejiler mevcuttur: 1. Duygularınızı Kabul Edin ve İfade Edin: Kayıp ve yas sürecinde duygularınızı bastırmak yerine kabul edin ve ifade edin. Üzüntü, öfke, korku gibi duyguları yaşamak normaldir. Duygularınızı güvendiğiniz biriyle paylaşmak veya bir günlük tutmak, bu süreci daha yönetilebilir hale getirebilir. 2. Destek Arayın: Aile ve arkadaşlar, yas sürecinde büyük bir destek kaynağı olabilir. Destek gruplarına katılmak veya bir terapistten profesyonel yardım almak da faydalı olabilir. 3. Kendinize Zaman Tanıyın: Yas süreci, zaman alan bir süreçtir ve her birey için farklı hızda ilerler. Kendinize iyileşmek için zaman tanıyın ve bu sürecin aceleye getirilemeyeceğini kabul edin. 4. Sağlıklı Yaşam Tarzını Sürdürün: Fiziksel sağlık, duygusal sağlık üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve yeterince uyumak, yas sürecinde daha güçlü olmanıza yardımcı olabilir. 5. Rutini Koruyun: Günlük rutinlerinizi sürdürmek, duygusal dengenizi korumanıza yardımcı olabilir. İşe gitmek, ev işlerini yapmak veya hobilerinize devam etmek, normal yaşamınıza dönmenize katkı sağlayabilir. 6. Anılarınıza Saygı Gösterin: Kayıp yaşadığınız kişi veya durumla ilgili anıları hatırlamak ve onlara saygı göstermek, yas sürecinin bir parçasıdır. Anı eşyaları saklamak, anma törenleri düzenlemek veya sevdiklerinizle anıları paylaşmak, duygusal iyileşme sürecini destekleyebilir. 7. Yeni Anlamlar ve Hedefler Bulun: Kayıp sonrası yaşamınıza yeni anlamlar ve hedefler eklemek, yeniden inşa sürecinde yardımcı olabilir. Yeni hobiler edinmek, gönüllü çalışmalara katılmak veya kişisel gelişim hedefleri belirlemek, yaşamınıza yeni bir yön katabilir. Kayıp ve yas süreci, yaşamın zorlu fakat doğal bir parçasıdır. Bu süreçte duygularınızı kabul etmek, destek aramak ve kendinize zaman tanımak önemlidir. Sağlıklı yaşam tarzını sürdürmek, rutinlerinizi korumak ve anılarınıza saygı göstermek de psikolojik sağlamlığı artırmada yardımcı olabilir. Unutmayın, yas süreci kişisel bir yolculuktur ve her birey bu süreci kendi hızında yaşar. Yardıma ihtiyaç duyduğunuzda, profesyonel destek almak her zaman iyi bir seçenektir.

Kendimi Nasıl Tanıyacağım?Hayat bazen bir labirente benzer: dönemeçler, çıkmaz sokaklar, beklenmedik kavşaklar... Peki, bu labirentin tam ortasında duran "siz" kimsiniz? Kim olmak istiyorsunuz? Hangi yollardan geçtiniz ve hangi yollara sapmak istiyorsunuz?"Kendimi nasıl tanıyacağım?" sorusu, işte tam da burada anlam kazanır. Bu yazıda, bilimsel araştırmalarla desteklenmiş ve bol uygulamalı adımlarla dolu bir yolculuğa çıkmaya davetlisiniz. Hazırsanız, içinizdeki sizi keşfetmeye başlayalım.1. Kendinizi Tanımak Neden Önemlidir?Araştırmalar, kendini tanıyan bireylerin stresle daha iyi başa çıktığını, karar alma becerilerinin geliştiğini ve yaşam doyumunun arttığını gösteriyor (Sutton, 2016). Kendinizi tanımak, değerlerinizi, inançlarınızı, sınırlarınızı ve hayattaki önceliklerinizi netleştirir.2. Kendinizi Tanıma Yolculuğuna Nasıl Başlayabilirsiniz?Düşüncelerinizi GözlemleyinHer gün 5 dakika boyunca içinizden geçenleri yazmayı deneyebilirsiniz. Hangi kelimeler, hangi kaygılar öne çıkıyor?Düşüncelerinizin otomatik mi yoksa bilinçli mi olduğunu anlamak için kendinize çeşitli sorular sorabilirsiniz.Mindfulness çalışmaları, içsel düşünce akışını fark etmenin zihinsel esnekliği artırdığını gösterir (Kabat-Zinn, 2003).Duygularınıza Alan AçınGün sonunda kendinize "Bugün hangi duyguları hissettim?" diye sorabilirsiniz.Bir duygu günlüğü tutmayı deneyebilirsiniz.Duygusal farkındalık, duygusal zekanın temelidir (Goleman, 1995).Beden Sinyallerinizi DinleyinGünde bir kez beden taraması yapmayı deneyebilirsiniz. Nerede gerginlik hissediyorsunuz? Nerede hafiflik?Somatik farkındalık, stresi azaltmada ve travmayla başa çıkmada etkilidir (Van der Kolk, 2014).3. Kendinizi Tanıma AraçlarıDeğerler Listenizi OluşturunHayatta sizin için en önemli olan 5 değeri seçebilirsiniz (Örn: özgürlük, adalet, aile, saygı).Kök İnançlarınızı Keşfe Çıkmak"Ben hep...", "Ben asla..." diye başlayan cümleleri yazabilirsiniz.Bu inançların nereden geldiğini sorgulamak adına kendinize sorular sorabilirsiniz.Hayat Çarkı Çalışması Hayatınızın ana alanlarını (iş, aile, sağlık, arkadaşlık, eğlence) 0-10 arası puanlayabilirsiniz.Dengeleri görebilir ve hangi alanda gelişmek istediğinizi belirleyebilirsiniz.4. Farkındalık SorularıSize enerji veren ve sizden enerji alan şeyler neler?En çok hangi anlarda kendinizi canlı, hangi anlarda tükenmiş hissediyorsunuz?Ne zaman "hayır" demekte zorlanıyorsunuz?Başkalarını memnun etmek için kendinizden ödünler verdiğiniz olur mu?Çocuklukta sizi en mutlu eden şey neydi? Bugün buna ne kadar yakınsınız?İç sesiniz en çok ne zaman kısılıyor ve en çok ne zaman cesurca konuşuyor?Hayatınızdaki hangi kalıpları tekrar ettiğinizi fark ediyorsunuz ve bu kalıpların kökeni nerede olabilir?Kendinizle baş başa kaldığınızda en çok kaçındığınız duygu hangisi? Bu duygunun size ne anlatmak istediğini hiç dinlediniz mi?Şu an hayatınız bir metafor olsaydı, nasıl bir sahne ya da doğa olayı olurdu? Siz bu sahnenin neresindesiniz?Size ait olduğunu sandığınız ama aslında başkalarından aldığınız hangi inançları üzerinizde taşıyor olabilirsiniz?5. Öz-Şeffaflıkla Kendinizi Kabul EdinKendinizi tanıma yolculuğunun en kritik adımı, gördüğünüz yanları yargılamadan kabul etmektir. Kusurlarınız, korkularınız ve zaaflarınız da bu hikayenin bir parçasıdır.Kendinize şeffaf ve şefkatli yaklaşmak, psikolojik iyilik halinizi artırır (Neff, 2003).6. Adım Adım Eylem PlanınızHaftada bir kez kendinize zaman ayırabilirsiniz: Yalnız bir yürüyüş, meditasyon, günlük yazma, içinizden geldiği gibi sanatsal kaygı gütmeden çizim yapma, sevdiğiniz bir mekana gitme…Güven duyduğunuz bir kişiye içtenlikle bir duygunuzu paylaşabilirsiniz.Yeni bir hobi denemeyi seçebilirsiniz.Kendinize "Ben kimim?" sorusunu farklı zamanlarda farklı cevaplarla yazmayı deneyebilirsiniz.Kaynakça:Goleman, D. (1995). Emotional Intelligence. Bantam Books.Kabat-Zinn, J. (2003). Mindfulness-Based Interventions in Context. Clinical Psychology: Science and Practice.Neff, K. (2003). Self-Compassion: An Alternative Conceptualization of a Healthy Attitude Toward Oneself. Self and Identity.Sutton, A. (2016). The benefits of self-awareness for leadership. Journal of Management Development.Van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score. Viking Press.Kendinizi tanımak bir "sonuç" değil, bir "süreçtir". Bu yazıdaki adımları uygulayarak, içinizdeki sesi daha yakından duymaya başlayabilirsiniz. Her soru, her his, her yüzleşme sizi size biraz daha yaklaştırabilir. Kendi sesinizi duydukça kendinizi, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, sevdiklerinizi… daha yakından tanımanız mümkün hale gelebilir.Hatırlayın: Kendinize adım atmak, hayatınıza adım atmaktır.

ArenQuantumWave© Nedir?“Quantum” ve “Wave” (dalga) birleşimi, müziğin dalgalarıyla zihinsel dengeye ulaşmayı ifade eder.ArenQuantumWave markası, Aren Psikolojik DAnışmanlık Merkezinin işitsel psiko-eğitim sistemini temsil edecek şekilde oluşturulmuş bir markadır.Aren: Bu, markanın kökenini ve psikoloji alanındaki uzmanlığı temsil eder, Aren Psikoloji’nin tanınmışlığına ve güvenilirliğine vurgu yapar. Hitit tabletlerinde ışık ve çöldeki en parlak kum anlamına gelir.Wave: İşitsel terapinin ve etkisinin müzik dalgaları ile bağlantısını ima eder. Aynı zamanda, müzik ve terapi seanslarının dalga gibi etkili ve akıcı olduğunu temsil eder.Quantum: Çift Boyutlu Bütünleşik Terapi’nin bütüncül kuantum süperpozisyonlarıyla zihinsel bağlantıyı ve terapinin bireylerin zihinleri üzerinde oluşturduğu bağlantıyı ifade eder. Bu, müşterilerin kendilerini daha iyi hissetmeleri ve zihinlerini uyumlu hale getirmeleri için oluşturulan kişiselleştirilmiş işitsel psikoeğitim programını temsil eder. Aynı zamanda, bireylerin zihin, beden ve ruh seviyesinde gerçekleşen küçük ama önemli değişimlerin büyük etkilere yol açabileceğini anlatır. Kuantum fiziğindeki olasılıklar ve dinamik etkileşimler gibi, terapinin de bireyler üzerinde çok boyutlu etkiler yaratabileceği fikrini yansıtır.Genel olarak, ArenQuantumWave markası, müzik ve zihinsel sağlık arasındaki güçlü bağlantıyı, kişisel ve etkili bir terapötik deneyimi vurgulayan bir markadır. Aren Psikoloji ve ArenQuantumWave markası kurucusu Uzman Psikolojik Danışman Abdurrahman Akpınar, Çift Boyutlu Bütünleşik Terapi adlı psikolojik yöntem ve yaklaşım kuramı kitabının 124-133. Sayfaları arasında bu işitsel psiko-eğitim programını açıklamıştır. Bu kuramsal açıklamadan önce en basit haliyle ArenQuantumWave çeşitli psikolojik ihtiyaçlara uygun üretilen özel frekansların örneğin klasik müziklerin arkasına yerleştirilerek özel kulaklığıyla danışmanlık hizmetleriyle birlikte belirgin bir düzende 2 yaş üstü bireylere kendi web yazılımı üzerinden evde ya da psikolojik danışmanlık merkezlerinde ek uygulamalarla birlikte dinletilerek ihtiyaç sebebine en üst düzeyde kalıcı fayda sağlayan bir işitsel psiko-eğitim programıdır.Alfa, Teta, Delta ve Gama beyin dalgası frekanslarına odaklanan ArenQuantumWave, gelişmiş bir meditasyoncunun doğal beyin dalgası durumunu yansıtacak şekilde tasarlanmıştır. Bu, yıllarca pratik yapmadan çok daha derin, çok daha keyifli ve çok daha yüksek kaliteli sükûnet durumlarına erişmenizi sağlar.

Kayıp ve Yas Süreçleri: Yas sürecinde Psikolojik Sağlamlık Kayıp ve Yas Süreçleri Nasıldır? Kayıp ve yas, yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. Sevdiğimiz birinin ölümü, bir ilişkinin sona ermesi, iş kaybı veya sağlığın bozulması gibi çeşitli kayıplar yas sürecini başlatabilir. Bu süreç, her birey için farklılık göstermekle birlikte genellikle birkaç aşamadan oluşur: 1. İnkar: Kişi, kaybın gerçekliğini kabul etmekte zorlanabilir. Bu aşamada genellikle "Bu gerçek olamaz" gibi düşünceler ortaya çıkar. 2. Öfke: Kayıp karşısında öfke ve kızgınlık hisleri yaşanabilir. Kişi, durumu kontrol edemediği için kendine, diğer insanlara veya duruma öfke duyabilir. 3. Pazarlık: Bu aşamada kişi, kaybı geri alabilmek için içsel veya dışsal pazarlıklar yapar. "Eğer bunu yaparsam, belki geri gelir" gibi düşünceler yaygındır. 4. Depresyon: Kayıp ve yasın en zor aşamalarından biri olan depresyon, derin bir üzüntü, yalnızlık ve umutsuzluk hissi ile karakterizedir. 5. Kabullenme: Son aşamada kişi, kaybın gerçekliğini kabul eder ve onunla yaşamayı öğrenir. Bu aşamada duygusal denge yeniden sağlanır. Kayıp Yaşayan Biri Psikolojik Sağlamlık İçin Neler Yapabilir? Yas süreci her birey için farklılık gösterir ve kişisel bir deneyimdir. Ancak, psikolojik sağlamlığı artırmak ve bu süreci daha sağlıklı bir şekilde yönetmek için bazı stratejiler mevcuttur: 1. Duygularınızı Kabul Edin ve İfade Edin: Kayıp ve yas sürecinde duygularınızı bastırmak yerine kabul edin ve ifade edin. Üzüntü, öfke, korku gibi duyguları yaşamak normaldir. Duygularınızı güvendiğiniz biriyle paylaşmak veya bir günlük tutmak, bu süreci daha yönetilebilir hale getirebilir. 2. Destek Arayın: Aile ve arkadaşlar, yas sürecinde büyük bir destek kaynağı olabilir. Destek gruplarına katılmak veya bir terapistten profesyonel yardım almak da faydalı olabilir. 3. Kendinize Zaman Tanıyın: Yas süreci, zaman alan bir süreçtir ve her birey için farklı hızda ilerler. Kendinize iyileşmek için zaman tanıyın ve bu sürecin aceleye getirilemeyeceğini kabul edin. 4. Sağlıklı Yaşam Tarzını Sürdürün: Fiziksel sağlık, duygusal sağlık üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve yeterince uyumak, yas sürecinde daha güçlü olmanıza yardımcı olabilir. 5. Rutini Koruyun: Günlük rutinlerinizi sürdürmek, duygusal dengenizi korumanıza yardımcı olabilir. İşe gitmek, ev işlerini yapmak veya hobilerinize devam etmek, normal yaşamınıza dönmenize katkı sağlayabilir. 6. Anılarınıza Saygı Gösterin: Kayıp yaşadığınız kişi veya durumla ilgili anıları hatırlamak ve onlara saygı göstermek, yas sürecinin bir parçasıdır. Anı eşyaları saklamak, anma törenleri düzenlemek veya sevdiklerinizle anıları paylaşmak, duygusal iyileşme sürecini destekleyebilir. 7. Yeni Anlamlar ve Hedefler Bulun: Kayıp sonrası yaşamınıza yeni anlamlar ve hedefler eklemek, yeniden inşa sürecinde yardımcı olabilir. Yeni hobiler edinmek, gönüllü çalışmalara katılmak veya kişisel gelişim hedefleri belirlemek, yaşamınıza yeni bir yön katabilir. Kayıp ve yas süreci, yaşamın zorlu fakat doğal bir parçasıdır. Bu süreçte duygularınızı kabul etmek, destek aramak ve kendinize zaman tanımak önemlidir. Sağlıklı yaşam tarzını sürdürmek, rutinlerinizi korumak ve anılarınıza saygı göstermek de psikolojik sağlamlığı artırmada yardımcı olabilir. Unutmayın, yas süreci kişisel bir yolculuktur ve her birey bu süreci kendi hızında yaşar. Yardıma ihtiyaç duyduğunuzda, profesyonel destek almak her zaman iyi bir seçenektir.

Çocuklarda Korku ve Ebeveynlere ÖnerilerÇocukluk çağı gelişimsel korkular, çocukların farklı yaşlarda yaşadığı normal korkularolarak tanımlanır. Bu korkuların çocukların zihinsel ve duygusal gelişimin bir parçasıdır vegenellikle zamanla geçer. Ancak bu dönemde ebeveynin çocuğuna vereceği destekleyici tutum, çocuğun süreci yönetmesini kolaylaştırmakta ve gelişimine pozitif yönde katkı sağlamaktadır. Yaş gruplarına göre yaygın gelişimsel olarak korkular şunlardır:Bebeklik Dönemi (0-2 yaş): Ani ve yüksek seslerden korkma, yabancı kişilerden korkma veayrılık kaygısı.Erken Çocukluk Dönemi (2-4 yaş): Karanlıktan korkma, ebeveynlerden ayrılma korkusu,canavarlar, hayaletler gibi hayali varlıklardan korkma.Okul Öncesi Dönem (4-6 yaş): Fırtına, gök gürültüsü gibi doğal olaylardan korkma, tek başınauyuma korkusu, masallarda geçen kötü karakterlerden korkma.Erken Okul Dönemi (6-12 yaş): Okulda başarısız olma korkusu, arkadaşlar arasında kabulgörme, alay edilme korkusu, hırsızlar, yangınlar gibi gerçek tehlikelerden korkma. Bu korkular genellikle yaşa bağlı olarak değişir ve çocukların gelişimiyle birlikte azalır.Ancak bazı durumlarda bu korkular daha yoğun olabilir ve profesyonel destek gerekebilir. Ebeveynlerin çocuklarının gelişim düzeyini göz önüne alarak korkusunu anlaması, onlara güven vermesi ve sabırlı olması önemlidir. EBEVEYNLERE ÖNERİLER• Çocuğunuzun korkularını ciddiye alın ve onların korkularını anlamaya çalışın.Çocuğunuza korkularının normal olduğunu ve yalnız olmadıklarını söyleyebilirsiniz. Kendi çocukluk albümünüzü birlikte inceleyerek varsa o dönem yaşadıklarınızı hikayeleştirerek anlatabilirsiniz.• Çocuğunuza yanında olduğunuzu ve onu koruyacağınızı hissettirin.• Çocuğunuzun korkularını hikayeler ve oyun aracılığıyla ele alın. Korkutucu durumlarıoyunla canlandırmak, çocukların bu durumla başa çıkma becerilerini geliştirmelerineyardımcı olabilir.• Gülük rutinler, çocuklara güven duygusu verir. Özellikle yatma zamanı rutinleri, gece korkularıyla başa çıkmada yardımcı olabilir.• Çocuğunuzla korkuları hakkında konuşurken açık ve nazik olun. Onlara duygularını ifade etmeleri için alan sağlayın ve sorularını sabırla cevaplayın.• Eğer çocuğunuzun korkuları günlük yaşamını etkiliyorsa veya çok yoğun ise çocuk psikoloğundan/terapistten yardım alabilirsiniz.Çocukların gelişimsel korkularını yenmelerine yardımcı olabilecek, OYUN ÖNERİLERİ Korku ÇizimleriAmaç: Korkularını ifade etme ve anlamaMalzemeler: Kağıt, kalemler, boyalarOyun: Çocuğunuzdan korktuğu şeyi çizmesini isteyin. Daha sonra bu çizimleri birlikte tartışınve korkutucu unsurları komik ya da ilginç hale getirerek yeniden çizin. Bu, çocuğunuzunkorkularını kontrol altına almasına yardımcı olabilir. Hayali Canavarları YakalamaAmaç:Hayali varlıklardan korkmayı azaltmakMalzemeler: Büyük karton kutular, boya kalemleri, yapıştırıcı, makasOyun: Çocuğunuzla birlikte karton kutulardan "canavar tuzakları" yapın ve bu tuzakları evinbelirli yerlerine yerleştirin. Bu oyun, çocuğunuzun hayal gücünü kullanarak korkularıylayüzleşmesini sağlar. Kahraman KostümleriAmaç: Güçlü ve cesur hissetmek.Malzemeler: Eski kıyafetler, kostüm aksesuarları.Oyun: Çocuğunuzla birlikte kahraman kostümleri giyin ve korkutucu durumlarla yüzleşenhikayeler yaratın. Çocuğunuz, kendini kahraman gibi hissederek korkularını yenebilir. Rahatlama ve Nefes EgzersizleriAmaç: Kaygıyı azaltmak ve rahatlamayı sağlamak.Malzemeler: Sessiz bir alan, rahat bir yer minderi.Oyun: Çocuğunuzla birlikte nefes alma egzersizleri yapın. Derin nefes alıp vermek, çocuğunrahatlamasına ve kaygıyı azaltmasına yardımcı olabilir. Bu egzersizleri bir oyun gibi sunarakeğlenceli hale getirebilirsiniz. Örneğin, birlikte işaret parmağınızı göstererek “şimdi çiçeği kokluyorum” diyerek nefes alıp, “muma üflüyorum” diyerek nefes verebilirsiniz. Masal Anlatma ve YaratmaAmaç: Korkularla başa çıkma ve hayal gücünü kullanma.Malzemeler: Masal kitapları, kâğıt, kalem.Oyun: Çocuğunuza korkutucu bir masal anlatın ve sonunu birlikte değiştirerek mutlu bir sonabağlayın. Alternatif olarak, çocuğunuzla birlikte yeni bir hikâye yaratın ve korkutucu unsurları kahramanlık hikayelerine dönüştürün. Karanlıkla Tanışma OyunuAmaç: Karanlık korkusunu yenmek.Malzemeler: Fenerler, gece lambaları, karanlık bir oda.Oyun: Çocuğunuzla birlikte karanlık bir odaya girin ve fenerlerle farklı objeleri aydınlatın.Objelere dokunun ve ne olduklarını tahmin etmeye çalışın. Bu oyun, karanlığın korkulacak birşey olmadığını anlamalarına yardımcı olabilir. YAZAR: Başak İnal KAYNAKÇAKiel, E.J., Kalomiris, A.E. (2019). Emotional Development and Anxiety. In: LoBue, V.,Pérez-Edgar, K., Buss, K.A. (eds) Handbook of Emotional Development. Springer, Cham.https://doi.org/10.1007/978-3-030-17332-6_25Kowalchuk, A., Gonzalez, S. J., & Zoorob, R. J. (2022). Anxiety Disorders in Childrenand Adolescents. American family physician, 106(6), 657–664.Martini R, Hilt R, Marx L, et al. Best principles for integration of child psychiatry intothe pediatric health home. American Academy of Child and Adolescent Psychiatry; 2012.Accessed January 9, 2022.Vallance, A. K., & Fernandez, V. (2016). Anxiety disorders in children and adolescents:aetiology, diagnosis and treatment.

Ebeveynleşme Ebeveynleşme, çocuğun yaşına uygun olmayan roller üstlenerek ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığı bir durumdur. Bu, çocuğun sürekli olarak bir ebeveynin duygusal yükünü taşıması, ebeveyninin sırlarını saklaması ya da aile içi sorunlarda arabuluculuk yapması şeklinde ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, çocuğun ev işleri, kardeş bakımı gibi sorumluluklarla aile düzenini sağlaması da bu sürecin bir parçası olabilir. Çocuk, ebeveynlerinden sevgi ve onay görme ihtiyacıyla bu rolü üstlenir. Bu durum, çocuğun kendi duygusal ya da fiziksel ihtiyaçlarını bir kenara bırakarak ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığı bir dengesizlik yaratır. Ebeveynleşme, sağlıklı sınırların bulanıklaştığı, çocuğun çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kaldığı bir durumdur. Bu deneyim, bireyin öz-değer algısından ilişkisel dinamiklerine kadar birçok alanda derin etkiler bırakır.Ebeveynleşmiş bireylerin içsel dünyası, genellikle utanç ve yetersizlik duygularıyla şekillenir. Anne-babaların gelişimsel açıdan olgunlaşmamış ve gerçekçi olmayan beklentilerini çocuklarına yansıtmalarıyla, çocuklar bu beklentileri karşılamada başarısız hissederler ve bu durum yetersizlik duyguları yaşamalarına neden olur. Yetersizlik hissiyle beraber patolojik utanç duygusu geliştirebilirler. Bu duygusal durum, çocuğun benlik kavramını geliştirmesi için gerekli olan gelişimsel görevleri tamamlamasını zorlaştırabilir. Çocuğun benlik algısını zayıflatarak kendi değerine dair olumsuz bir bakış geliştirmesine neden olabilir.Ebeveynleşmenin Çift İlişkilerine EtkisiEbeveynleşme, bireyin bağlanma stilini etkileyen önemli bir faktördür. Çocuklukta ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılayarak bir bağ kurmaya çalışan bireyler, yetişkinlikte kaygılı bağlanma eğilimi gösterebilir. Bu bireyler, partnerlerinden sürekli onay bekleyerek terk edilme korkusuyla ilişkiye tutunabilir.Ebeveynleşme, dışa odaklanma, kendini feda etme, başkalarını kontrol etme ve duygularını bastırma gibi davranışlarla tanımlanan eşbağımlılıkla yakından ilişkilidir. Bu durum, bireyin kendi ihtiyaçlarını geri planda bırakarak çevresindeki insanların ihtiyaçlarına öncelik vermesine ve bu şekilde değerli hissetmesine neden olabilir. Ebeveynleşmiş bireyler, çift ilişkilerinde genellikle şu tür dinamikler sergiler:Aşırı FedakarlıkEbeveynleşmiş bireyler, çocukluklarında başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya odaklandıkları için, çift ilişkilerinde de partnerlerinin mutluluğunu ve ihtiyaçlarını ön planda tutma eğilimi gösterebilirler. Bu durum, bireyin kendi duygusal ya da fiziksel ihtiyaçlarını göz ardı etmesine ve aşırı fedakarlık yapmasına yol açabilir. Bu durum, bireyin kendi sınırlarını belirleyememesi ve ilişkide tükenmişlik yaşamasıyla sonuçlanabilir. Ebeveynleşmiş bireyler, partnerlerinden daha fazla sorumluluk alarak ilişkinin dengesini bozabilir. Bu durum, bir tarafın sürekli "verici", diğer tarafın ise "alıcı" olduğu bir ilişki dinamiği yaratır. Müdahalecilik ve Kontrol Çocuklukta ebeveynlerinin sorunlarını çözmeye alışmış bireyler, partnerlerinin yaşamını da kontrol etme eğiliminde olabilir. Partnerin kararlarına sürekli müdahale etme, onu yönlendirme veya düzeltme gibi davranışlar ilişki dinamiklerini zorlaştırabilir. Bu tutum, partnerin kendini kısıtlanmış hissetmesine ve ilişkide duygusal uzaklaşmalara neden olabilir. Duygularını İfade Edememe Çocuklukta kendi duygusal ihtiyaçlarını arka planda bırakarak ebeveynlerinin sorunlarına odaklanan bireyler, kendi ihtiyaçlarıyla temas kurmayı ve duygularını açıkça ifade etmeyi öğrenme fırsatını bulamamış olabilirler. Yetişkin olduklarında çift ilişkilerinde, kendi duygularını ifade etmekten kaçınabilir ve ihtiyaçlarını dile getiremezler. Bu durum, ilişkide sağlıklı bir duygusal bağ kurulamamasına yol açabilir.Sağlıklı İlişkilere Giden YolEbeveynleşmenin çift ilişkilerine olan etkilerini anlamak ve bu dinamikleri dönüştürmek için farkındalık geliştirmek oldukça önemlidir. Birey, ebeveynleşme deneyiminin ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini keşfettiğinde, bu farkındalık davranış kalıplarını değiştirmek için güçlü bir temel oluşturur. Bunun yanı sıra, partnerle sağlıklı sınırlar kurmak, bireyin kendi ihtiyaçlarını tanımasına ve bu ihtiyaçları özgürce ifade edebilmesine olanak tanır. Bu süreçte psikoterapi, bireyin sağlıklı bir öz-değer algısı geliştirmesine yardımcı olabilir. Çift terapisi ise, ilişki dinamiklerini yeniden yapılandırarak hem birey hem de partneri için daha sağlıklı ve destekleyici bir ilişki ortamı oluşturur. Partnerle açık ve samimi bir iletişim kurmak, her iki tarafın da duygusal ihtiyaçlarını anlamasını ve ilişkinin daha sağlam bir temele oturmasını sağlar.Yazar: Psikolog Gizem Sercan

w.r.d. fairbairn öyle iddia eder ki her insanın şizoid bir konumu vardır. hatta rüyaların içeriğinde kişiliğimizin farklı unsurlarını temsil etmek için bölünerek ayrılmış kendi imgelerimizi görmemizi, hatta jung'un içe dönüklük arketipini bu şizoid konumun sağlayıcısı olarak görmektedir. insanın içe çekildiği, içte olanı başkasına ya da hayata vermenin zul gibi geldiği bir konum ki; sosyal temaslardan, yaşama katılmaktan, bir sohbeti bile başlatmanın zahmetli olduğu durumlardan kaçınılan. dolmayan, doyurulmayan bireyin hayattan kendini geri çekerek içerisinde son kalanları artık muhafaza etmeye giriştiği bir konum. içerideki son kırıntılar artık öyle gizli bir değer sahibi olmuştur ki, birkaç cümle edip sosyalleşmek dahi eksilmek gibi hissettirir. içeriden bir şeylerin kayıp gittiğini ve kaybolduğunu deneyimler insan. hemen her patolojinin trajik yapısı gibi bu savunma aslında savunmaya duyulan ihtiyacın daha da arttırılmasına neden olacak daha büyük tatminsizlikler ve hayata yönelik daha fazla açlığa neden olacaktır.geri çekilmelerle gelinen şizoid konumda kişi bu durumla iki biçimde baş edebilir, (a) rol yaparak ve (b) teşhirci tekniklerle. kişi bir role bürünerek ve birçok his sergileyerek göz doldurabilir ve sosyal temaslar kurabilir ancak aslında hiçbir şey vermiyordur. bir topluluğun düzenli bir parçası olabilir ancak uzun yıllar geçince kendisi de farkedebilir ki aslında topluluğa hiçbir anlamlı katkıda bulunmuyordur. ya da terapiye gelir gelmez freud'dan bahis açarak terapiyle ilgili birisiymiş gibi görünerek rol yapar. böylece entelektüelize bir çabayla gerçek duygusal temaslar kurmaktan kaçınır. duygusal temas kurmaya karşı sofistike bir savunma geliştirebilir.ya da teşhirci biçimde sanatsal etkinliklerinde boy göstererek gerçek duygusal temasların derinliğinden kaçınılan gösteriş alanları olan edebiyat söyleşileri, galeri gezmeleri, şiir dinletileri ya da tiyatronun neden şizoid yapıların ilgisini daha çok çektiği aleni bir psikolojidir. şizoid birey varlığını sergilemenin ve böylece görünür olmanın çeşitli yollarını sanatta bulabilir. bu yüzdendir içe dönüklükle karakterize şizoid yapı birçok dansçı ve edebiyatçı doğurur. bu, "vermenin" "göstermeyle" yer değiştirdiği bir yol yaratır. ancak "kaybetmeden vermenin" bir yolunu yaratmaya çalışan bu girişimin de külfeti yok değildir. neticede zaman içerisinde göstermenin kendisi de "gösteriş yapmaya" ve sonra da "kendini gösterme" haline dönüşür. hal böyle olunca teşhirci durumlarda yoğun ıstırap çekilebilmekte, "görülmenin" zerresi bile sancılı olabilmektedir.

dünyanın her yerinde psikoterapiye başvuran bireylerin %50-50'sinde ya da %40-60'ında veya kimi ülkelerde bunun tam tersi olarak %60-40'ında borderline kişilik örgütlenmesi bulunur. yani terapiye başvuran her iki kişiden biri borderline örgütlenmeye sahiptir.gelgelelim kişilik örgütlenmesini kişilik bozukluğuyla karıştırmamak lazım. örgütlenme kendi grubu içerisinde farklı kişilik bozukluklarını içeren bir ruhsal gelişim yapısıdır. bu yapı çocuğun dünyayı ve kendini anlamlandırma sürecinde 0-2 aylıktan 3 yaşa kadar olan bir gelişim evresinin yeterli desteklenmesiyle tamamlanır. bu kavram, kişiliğin yapısal düzeydeki gelişimsel özelliklerini, savunma mekanizmalarını, içsel çatışmalarını ve dünyayı algılama biçimlerini kapsar. kuramcılar, kişilik örgütlenmelerini ilkel düzeyden gelişmiş olana üç temel düzeyde incelemiştir: psikotik, borderline ve nevrotik.bebeğin ilk 0-3 yıllık gelişim döneminin sağlıklı atlatılması nispeten daha sağlıklı ve işlevsel olan nevrotik bir düzey içerisindeki kişilik bozukluklarına imkan verir. borderline kişilik düzeyi (örgütlenmesi) nispeten psikotik düzeye yakın olmasıyla içinde parçalı gerçeklik algısına neden olan antisosyal-borderline-histeriyonik kişilik bozukluklarını-narsistik kişilik bozukluğunun ilkel düzeyini-şizoid gibi psikotik ile nevrotik arasındaki kişilik bozukluklarını içerir. nevrotik örgütlenmeler ise gerçeklik, kendilik, nesne algısının tutarlı olduğu ve suçluluk duygusu gibi daha olgun mekanizmalarını içeren depresif-bağımlı-kaçıngan-histerik kişilik bozukluklarını-obsesif kompulsif kişilik bozukluğunun olgun versiyonunu-narsistik kişilik bozukluğunun olgun düzeyini vs. içerir.sonuç olarak: borderline kişilik bozukluğunun özellikleri daha büyük bir şemsiye olan borderline kişilik örgütlenmesinin özellikleri içerisinde bulunur. bu "büyük çatı" psikoterapiye başvuran her iki kişiden birinin psikopatolojisini oluşturmaktadır. bu açıdan düşünüldüğünde başlık atlında yazarların deneyimledikleri özellikler aslında toplumun çok büyük bir kesimini temsil etmektedir. ebeveynlerinizde ve gelişim öykünüzdeki empati, tutarsızlık, kaotik özellikleri değerlendirerek kendiniz hakkında bir tahmin geliştirebilirsiniz.

iletişim teorisiyle meşhur gregory bateson, ilişkilerdeki sorunların çoğunun çifte bağ (double bind) dediği bir iletişim tuzağından kaynaklandığını söyler. birine aynı anda iki farklı mesaj gönderdiğinizde –örneğin "beni yalnız bırak" derken gözlerinizle gitmedediğinizde– karşınızdakinin nereye tutunacağını bilemediği bir boşluk yaratıyorsunuz. bu hem sizin hem de onun için ilişkideki ahengi bozan ve iletişimi yıpratan bir şeydir.ve çok da sık yapılan bir şeydir. mesela eşlerden biri diğerine, “duygularını benimle daha çok paylaşmanı istiyorum” mesajı verir, ancak duygularını açığa vuran eşin söylediklerini küçümser veya önemsizleştirir. bu durumda eşlerden diğeri, duygularını paylaşsa eleştirileceğini, paylaşmasa da uzak durduğu için suçlanacağını hisseder. ya da iş yerinde müdürünüz "yaratıcı ol, risk al, yeni fikirlerle gel" der ancak çalışan yeni bir öneri sunduğunda "bu hiç şirket politikamıza uygun değil, böyle şeyler yapmayalım" diyerek eleştirir. hem risk almak hem de yöneticiye uygun davranmak arasında sıkışır, hevesiniz kursağınızda kalır ve sonunda inisiyatif kullanmaktan tamamen vazgeçersiniz. hatta anne bile çocuğuna güçlü ve bağımsız ol mesajı verir çocuk kendinden biraz ayrıldığında terkedilmiş hissederek çocuğa kendisini suçlu hissettirmenin yolunu bulur. çocuk, bağımsız kalmaya çalışsa da suçluluk duygusuyla kendini sürekli bir yakınlık beklentisinin ağırlığı altında bulur.çözüm, bu paradoksları fark edip onları dile dökmekten geçer. biran oyundan çıkıp, bir durup nefes alarak, belki şöyle bir şey söyleyebilirsiniz mesela: “şu anda ne söylediğini ve ne hissettirdiğini anlamakta gerçekten zorlanıyorum. bana ne istediğini açıklar mısın?” bu, her şeyi sihirli bir değnekle çözmez belki ama iki insan arasındaki mesafeyi inanın azaltır.nitekim ilişki dediğiniz, bir denge arayışıdır. kusursuz bir ahenk değil, iki insanın birbirinin çatışmalarını taşıyabilmesiyle anlam kazanır. yoksa didişir durursunuz. ve bu taşıma kabiliyeti, kendi çelişkilerinizi fark etmekle başlar. sessizlik ya da yanlış anlaşılma değil, her zaman diyalog bir kapı aralar.

türk erkeğinin çocuklukta aile içinde yaşadığı psikoseksüel gelişim sürecine, mimariye ve toplumsal normların erkek üzerindeki baskısına daha yakından bakmak gerekir.türkiyede erkek çocuk, genellikle annenin aşırı koruyucu şefkati ile babanın mesafeli ve otoriter duruşu arasında bir denge kurmaya çalışır. bu denge çoğu zaman yeterince iyi anne anlayışının ötesine geçer çünkü türk annesi, sevgisiyle çocuğu sarıp sarmalarken, kimi zaman sınırları bulanıklaştırır ve bireyselleşmeyi zorlaştırır.bu bağlamda, çocuk ödipal döneme geldiğinde, babayla sağlıklı bir rekabet kurmaktan çok, annenin sıcak ve güvenli alanına çekilmeyi tercih eder. bu geri çekilme de ödipal çözüm sürecinin yarıda kalmasına neden olur. çocuk, bir yandan babanın otoritesine meydan okuyamaz, diğer yandan kendi cinselliğini özgürce keşfetme cesaretini geliştiremez. bunun yerine, içinde sıkışıp kaldığı bu gerilimli alan, ileriki yaşamda erkeklik kimliğinin bir türlü sağlamlaşamamasına yol açar.kastrasyon anksiyetesi, her iki cins için de psikolojik dünyanın şekillenmesinde belirgin bir iz bırakır ancak bu kavramı yalnızca bir bireyin babasıyla ya da otorite figürleriyle olan ilişkisi bağlamında ele almak, özellikle türk erkeğinin yaşadığı çok katmanlı cinsellik kaygılarını anlamak için yetersizdir. zira burada söz konusu olan, bireyin yalnızca bir baba figürü karşısında yaşadığı kaygılar değil; aynı zamanda bir toplumun erkekten beklentilerinin inşa ettiği yıkıcı bir baskıdır. toplum, erkeği yalnızca fiziksel gücü ve cinsel performansı üzerinden değerlendirirken, erkeğin cinselliği bir zevk alanından çok bir başarı testi olarak algılamasına yol açar. erken boşalma, çoğu zaman cinsel eylemin bir zevk ve yakınlık ifadesinden ziyade, başarıyla tamamlanması gereken bir görev olarak görülmesinin sonucudur. bu kaygı, erkeğin hem bedeniyle hem de partneriyle kurduğu ilişkiyi sığ bir boyuta indirger ve bireysel bir yetersizlik gibi görünse de, bu durum aslında toplumsal bir meseleye işaret eder. erkeklik kimliği, güç ve kontrol mitleriyle o kadar yoğrulmuştur ki, herhangi bir başarısızlık anı, yalnızca bireysel değil toplumsal bir utanç kaynağına dönüşüyordur. bu utanç, erkeği hem partnerine hem de kendine karşı yabancılaştırır; cinsellik, yakınlık ve keyiften uzaklaşıp bir kaygı arenasına dönüşür.toplumsal normlar ve erkeklik kodları, bu noktada erkeği kendi içine dönük bir kontrol mekanizması geliştirmeye iter. fakat bu kontrol, olumlu bir öz farkındalık yaratmak yerine daha çok kaygıyı körükler. cinsellik, bir özgürlük alanı olmaktan çok, toplumun gözetiminde olan bir deneyim haline gelir. bir kadının ya da eşin yakın çevresinde bir erkeğin cinsel performansının konuşulması bile, erkeğin kimliğine yönelik tehdit olarak algılanabilir. bu, onun sürekli bir kendini kanıtlama döngüsünde kaybolmasına yol açar. türk aile yapısında, erkek çocuğa kız çocuklarına kıyasla daha özgür bir alan tanınsa bile bu özgürlük, bir meydan okuma kültürüne dönüşür. örneğin, ilk gece korkusu dediğimiz fenomen, toplumsal cinsiyet rollerinin erkeği nasıl bir sınav psikolojisine soktuğuna örnektir. ilk cinsel deneyimini yaşayan bir erkek, yalnızca kendi partnerine karşı değil hatta ailesine karşı da bir performans sergileme yüküyle yüzleşir.zira bu hususta gözlemlerimiz kültürel düzeyde de karşılık bulur. osmanlı toplumunun islami değerleri ve ahlaki kodları, hane halkının mahremiyetine büyük bir önem atfetmiş, bireylerin iç dünyalarını toplumsal normlardan koruyacak yapılar oluşturmuştur ve şerii kanunda mahremiyet suçlarında iki değil dört şahit şart koşulmuştur. örneğin, geleneksel türk evlerindeki küçük ve büyük olmak üzre iki farklı kapı tokmağı, misafirin cinsiyetine göre hane halkının kendini hazırlamasını sağlardı.oysa bahsini ettiğimiz performatifliğin izlerini, modern yaşamın daralan mekânlarında daha belirgin şekilde görmek tahminen daha mümkündür. aile yapıları ve yaşam alanlarının küçülmesi, bireylerin mahremiyet alanlarını daraltmıştır. özellikle şehirleşmenin hızlandığı ve ekonomik zorlukların aileleri daha küçük evlere sıkıştırdığı bir ortamda, bireyin kendine ait bir alan yaratması giderek zorlaşır. modern mekânların bireysel alanı sınırlandırması mahremiyet hissini zedeler. küçük bir evde büyüyen çocuk, ebeveynlerinin ilişkisine doğrudan tanık olabilir, hatta istemeden bu ilişkinin bir parçası haline gelebilir. örneğin, anne ve baba arasında fiziksel bir mesafenin olmadığı bir evde, çocuklar genellikle ebeveynlerinin çatışmalarını ya da sessizliklerini gözlemler. bu gözlemler, çocuğun cinselliği ve ilişki dinamiklerini nasıl algıladığı üzerinde kalıcı izler bırakır.örneğin cinsiyet rollerinin giderek eşitlendiği dar alanlarda yetişen bir çocuk ters ödipal deneyimler yaşayabilir. ya da mesela annenin daha otoriter bir figür haline gelmesi ve babanın edilgenliği, erkek çocuğun ebeveyn rollerinden öğrendikleri ile toplumsal beklenti arasındaki uyuşmazlık karşısında bütünlüğü sarsılabilir. çocuk, baba figürünün pasif duruşu nedeniyle ona öykünmekte zorlanabilir ve bir erkek olarak nasıl davranması gerektiğine dair net bir rehberlik bulamayabilir. bu süreçte, annenin otoriter yaklaşımı da çocuğun bireyselleşmesini ve kendi sınırlarını keşfetmesini engeller. çocuk, anneye karşı duyduğu bu bağımlılığı aşamaz ve bu bağımlılık, yetişkinlikte kurduğu duygusal ve cinsel ilişkilerde de etkisini gösterir. örneğin, cinsel istikrarsızlık nedeniyle başvuran bir erkek danışan, çocukluğunda sürekli olarak annesinin eleştirel ve müdahaleci tutumuyla karşı karşıya kalmış olabilir. annesi, onun her hareketini kontrol etmeye çalışırken, baba bu süreçte sessiz bir gözlemci rolünde kalmıştır. bu tür bir dinamik, çocuğun kendine dair güvensizlik geliştirmesine neden olur. cinsellik, bu güvensizliğin en belirgin hissedildiği alanlardan birine dönüşebilir, çünkü birey burada yalnızca bedensel değil, aynı zamanda duygusal bir bütünlük de sergilemek zorundadır. performans kaygısı ve toplumsal beklentilerin birleşimi, erkeğin bu bütünlüğü sağlamasını zorlaştırır.performansını sürekli sorgulayan, partneriyle duygusal bir bağ kurmakta zorlanan ve mahremiyet ihtiyacını doyuracak bir alan bulamayan erkek, cinselliği bir yük olarak deneyimler. erken boşalma, bu yükü taşıyamamanın karşısında bilinçaltı bir başetme yöntemine dönüşerek kendini gösterir. bilakis bu sorunu çözmek, sadece bireyin terapi sürecine bağlı değildir. aynı zamanda, toplumsal normların erkeklik ve cinsellik üzerindeki baskısını sorgulamak ve aile içi dinamiklerin bireyin psikoseksüel gelişimi üzerindeki etkilerini anlamak ve mahremiyet alanlarımızı buna göre düzenlemek gerekir.

Çocuklar, etraflarında olan biteni anlamlandırmak için gözleme ihtiyaç duyar. Anne babalarını, öğretmenlerini, arkadaşlarını gözlemler, model alır ve taklit ederler. Bu doğrultuda çeşitli duygu düşünce ve davranış kalıpları oluşturur ve bir öğrenme gerçekleştirmiş olurlar. Bu nedenle erken çocukluk döneminde güçlü bir model sunan ebeveynler veya diğer bakım verenlerin rolü oldukça önemlidir. Kuşlar uçar,Balıklar yüzer,Çocuklar oynar.Garry Landreth Yetişkinin, yaşadığı zorlukları konuşarak anlatması gibi çocuklar da duygu ve sorunlarını oynayarak ifade ederler. Onların dili oyun, kelimeleri ise oyuncaklardır. Tam da bu noktada çocuklar, öfkelendiği bir an için ''Arkadaşım kalemimi aldığı için çok sinirliyim anne'' diyerek ifade etmezler yada bir depreme tanıklık ettiklerinde depremle ilgili konuşmazlar. Deprem oyunu oynarlar. Sorunu işlemlemelerinin yolu oynamaktır. Duygusunu oyun üzerinden dile getirerek bir kanal oluştururlar.Çocukların duygularına alan açan oyun, geliştirir, eğitir ve iyileştirir. Ancak bununla beraber çocuk duygularını sağlıklı bir şekilde dışa vurabilmek için bir yetişkin modele ihtiyaç duyar. Onları ceza olarak köşede ayakta bekletmek ya da sakinleşmeleri için odalarına yollamak bir dönem rastlanan durumlar arasındaydı. Ancak günümüzde yapılan çalışmalar, çocuk beyninin dengeyi yalnız başına bulmakta zorlandığını ve izole edilmenin çocukta stresi arttırdığını ispatladı. Yani bir çocuğun duygularına alan açabilmenin ve sakince eşlik edebilmenin çocukların kendi duygu düzenleme kapasitelerini geliştirdiğini tespit ettiler. Ancak burada vurgulanması gereken bir diğer nokta ise Ebeveynin Duygusu. Bir ebeveyn olarak stresli bir durum karşısında nasıl tepki veriyorsunuz? Çocuk stres hissettiği bir anda kapsanmaya ihtiyaç duyar. Ancak siz kapsayabilecek bir duygu durumunda değilseniz, yoğun stres, kaygı veya öfke hissediyorsanız çocuğunuzu sakinleştirebilmeniz zor olacaktır.Çünkü sizde olmayanı çocuğunuza vermekte zorlanabilirsiniz. Tıpkı uçağa binerken kabin memurları tarafından söylenen ''Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın''. cümlesi gibi. Bu cümle öz bakıma atıfta bulunan bir metafor niteliği taşıyor ve bir ötekine destek sunmadan önce kendimize destek olmanın, kaynaklarımızı ortaya çıkarmanın öneminden söz ediyor. Özetle kendi duygularını düzenleyebilme becerisi gelişmiş ebeveynler, çocuklarının duygularının seline kapılmadan bir deniz feneri gibi rehberlik edebilirler.Ebeveynlik uzun bir yolculuk. Bu yolculukta çocuğunuza kılavuzluk etmek için rehberliğe ihtiyaç duyabilirsiniz. İhtiyaç doğrultusunda uzman desteğine başvurmak faydalı olacaktır.

Zorlandığınız zamanlarda danışmalık ihtiyaç duyduğunuzda, hangi yönteminin size en uygun olduğunu belirlemek zor olabilir. İşte farklı danışmanlık yöntemlerinin içerik ve uygulamalarını karşılaştırarak, ihtiyaçlarınıza en uygun olanı bulmanıza yardımcı olacak bilgiler. 1. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)Bilişsel Davranışçı Terapi, düşünce ve davranışlar arasındaki ilişkiyi ele alır. Terapi, olumsuz düşünce kalıplarını ve zararlı davranışları tanımlamaya ve değiştirmeye odaklanır. BDT, genellikle yapılandırılmış bir şekilde ilerler ve belirli hedefler doğrultusunda çalışılır.Kime Uygun?BDT, depresyon, anksiyete, obsesif-kompulsif bozukluk (OKB), travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi rahatsızlıklara sahip kişiler için uygundur. Ayrıca, stres yönetimi ve fobiler için de etkilidir. 2. Psikodinamik TerapiPsikodinamik terapi, bilinçdışı süreçlerin ve çocukluk deneyimlerinin bugünkü davranışlarımızı ve duygusal durumumuzu nasıl etkilediğini araştırır. Terapi, uzun vadeli ve derinlemesine bir yaklaşıma sahiptir. Kime Uygun:Bu terapi yöntemi, derin duygusal problemleri olan, geçmiş travmaları veya karmaşık duygusal zorlukları olan kişiler için uygundur. Kendini daha iyi anlamak ve duygusal derinlik kazanmak isteyen bireyler için de faydalıdır. 3. Şema TerapiŞema terapi, erken dönem yaşam deneyimlerinin ve temel inançların bugünkü işlevsiz davranışlarımızı nasıl etkilediğini araştırır. Bu terapi, uzun süreli düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmeye odaklanır. Kime Uygun:Kronik depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları ve tekrar eden ilişki sorunları olan bireyler için uygundur. Ayrıca, derinlemesine kişisel değişim ve gelişim arayanlar için etkilidir. 4. Gestalt TerapiGestalt terapi, bireyin mevcut anındaki düşünceleri, duyguları ve davranışlarına odaklanır. Terapist, danışanın farkındalığını artırarak, duygusal ve davranışsal kalıplarını tanımasına ve bunlarla başa çıkmasına yardımcı olur. Kime Uygun:Gestalt terapi, kendi duygusal farkındalığını artırmak ve şu anki yaşantısına odaklanarak problemlerini çözmek isteyen bireyler için uygundur. Özellikle, iletişim sorunları ve kişisel gelişim için etkili olabilir. 5. Varoluşçu TerapiVaroluşçu terapi, insan varoluşunun temel sorularına ve anlamına odaklanır. Bireyin özgürlüğü, sorumluluğu, ölüm ve yaşamın anlamı gibi konuları ele alır. Terapi, bireyin kendi yaşamını ve seçimlerini daha anlamlı bir şekilde değerlendirmesini sağlar. Kime Uygun:Varoluşçu terapi, hayatın anlamını sorgulayan, varoluşsal kaygılar yaşayan veya yaşamda derin bir anlam arayışında olan bireyler için uygundur. 6. EMDR Terapi (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)EMDR terapi, travmatik anıların yeniden işlenmesini sağlamak için göz hareketlerini kullanır. Danışan, terapist rehberliğinde, travmatik anıları ve duyguları göz hareketleri ile eş zamanlı olarak yeniden işler. Kime Uygun:EMDR terapi, özellikle travma ve TSSB tedavisinde etkilidir. Ayrıca, anksiyete, depresyon ve fobiler gibi diğer duygusal rahatsızlıklar için de kullanılabilir.

İlişki Bağlarını Derinleştirmek: Sevgi Haritalarıİlişkilerin karmaşık dinamiklerinde, partnerinizi gerçekten tanıma ve anlama yeteneği, sevgi ve yakınlığın temelini oluşturur. İlişkiler üzerine araştırmalarıyla tanınan Dr. John ve Julie Gottman, çiftlerin bağlarını derinleştirmeleri için temel bir araç olarak "Sevgi Haritaları" kavramını bizlere tanıttı.Sevgi Haritaları Nedir?Sevgi Haritaları aslında bir ilişkinin duygusal GPS'leridir ve eşlerin birbirlerinin korkuları, umutları, hayalleri ve değerleri de dahil olmak üzere iç dünyalarını ne kadar iyi tanıdıklarını gösterir. Bu, birbirlerinin yaşamları, tercihleri ve istekleri hakkındaki karmaşık ayrıntıları kapsayan zihinsel bir taslaktır. Sevgi Haritaları, zor zamanlarda eşlerin duygusal olarak bağlı kalmalarına, empatiyi, yakınlığı ve dayanıklılığı geliştirmelerine yardımcı olur.Sevgi Haritaları OluşturmakMerak ve İlgi: Sevgi Haritaları oluşturmak, partnerinizle ilgili içten merakla başlar. Açık uçlu sorular sorun, aktif olarak dinleyin ve deneyimlerine, düşüncelerine ve duygularına ilgi gösterin. Örneğin: Partnerinizin şu anki kariyer hedefleri neler? Gelecekle ilgili onu en çok endişelendiren şey nedir? Son zamanlarda tutkuyla yaptığı şeyler neler? En yakın arkadaşı kim?Duygusal İpuçları: Duygusal ipuçlarına ve tepkilere dikkat edin. Partnerinizin duygusal tepkilerini anlamak, empatiyi ve duyarlılığı derinleştirerek Sevgi Haritasını güçlendirmeye yardımcı olur. Örneğin: Partnerinizi en çok gülümseten çocukluk anısı hangisi? Hangi konularda konuşurken partnerinizin endişelendiğini gözlemliyorsunuz?Karşılıklılık: Kendi deneyimlerinizi, arzularınızı ve kırılganlıklarınızı açıkça paylaşmak karşılıklılığı teşvik eder ve bağı güçlendirir. Düzenli Güncellemeler: Bireyler büyüyüp değiştikçe Sevgi Haritaları da değişir. Anlamlı konuşmalar yoluyla yapılan düzenli güncellemeler, haritanın güncel kalmasını sağlar. Örneğin: Partnerinizin ilgi alanları/ hedefleri geçen yıl içinde nasıl değişti? Bu değişimleri en çok etkileyen şeyler nelerdi? Son zamanlarda öğrenmekten/ keşfetmekten heyecan duydukları şeyler neler?Sevgi Haritalarının YararlarıBirbirini derinlemesine tanımak ve anlamak duygusal yakınlığı artırır. Güçlü bir Sevgi Haritası, çatışmalar sırasında etkili iletişim için bir temel sağlar. İyi geliştirilmiş Sevgi Haritalarına sahip çiftler, ilişkilerindeki fırtınaları daha iyi atlatmaya, daha fazla desteklendiklerini ve anlaşıldıklarını hissetmeye eğilimlidirler.Günlük Yaşamda Sevgi Haritalarını Kullanmak● Kaliteli Zaman: Düzenli olarak birlikte kaliteli zaman geçirmek, doğal konuşmalara ve çiftlerin birbirlerinin dünyalarına dair içgörülere olanak tanır.● Eğlenceli Keşif: Keşfetmeyi ve eğlenceyi teşvik eden etkinliklere katılmak, Sevgi Haritalarına katkı sağlarken anlayışı ve bağlantıyı derinleştirebilir.● Farkındalık: Günlük etkileşimlerde anda ve katılımcı olmak Sevgi Haritalarını güçlendirir.Sonuç olarak Gottman'ın Sevgi Haritaları, partnerler arasındaki duygusal bağı ve anlayışı derinleştirmek için kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Bu haritayı beslemek sürekli çabayı, merakı ve birbirlerinin iç dünyalarını keşfetme ve onlara değer verme konusunda gerçek bir arzuyu gerektiriyor. Çiftler Sevgi Haritalarını zenginleştirmeye aktif olarak yatırım yaptıkça dayanıklı, tatmin edici ve derinden bağlantılı bir ilişki yolculuğunun yolunu açıyor.Yazar: Psikolog Deniz Yolsal

Farklı toplumlarda görülen artan boşanma oranlarıyla birlikte akademisyenler sadece sorun yaşayan çiftlere değil, mutluluğunu ve ilişki tatminini sürdüren çiftlere de bakarak aralarındaki temel farkları keşfetmek üzere çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu çalışmalardan biri de Denver Üniversitesi’nde Psikoloji Profesörü ve Evlilik ve Aile Çalışmaları Merkezi Direktörü olan Howard Markman’a ait. Markman’ın bu alandaki çalışmaları altı temel maddede bir çiftin ilişkisinin nasıl daha mutlu ve tatminkâr şekilde sürdürülebileceğine dair bir özet oluşturuyor. 1. Her ilişki, bir umut kaynağıdır. En şiddetli tartışmalar ve kavgalar dahi iyi niyetlerle başlar. Bu iyi niyetler ise aslında çiftin ilişkiye dair umutlarının kaynağını oluşturur. İyi niyeti ve umudu açığa çıkarmak ilişki için büyük önem taşıyacaktır.2. 1 hata, 20 iyiliği ortadan kaldırır.Partnere karşı söylenen bir kötü sözün bile daha önce saatlerce verilmiş iyi yönde emeği sildiğine dair bir bulgu elde edilmiştir. Bu sebeple partnerlerin kendi öfke duygularını yönetmeyi ve duygularını daha yapıcı şekilde ifade etmeyi öğrenmeleri gerekmektedir. Rahatsızlıkların yapıcı şekilde ifade edilmesiyse kişinin kendini ifade becerilerini edinmiş olmasından ve konuşma için uygun yer ve zamanı seçebilmesinden geçer.3. Bir partnerin kendisinde yaptığı küçük değişiklikler, ilişkiyi büyük değişimlere taşıyabilir.İlişki sorunları yaşayan çoğu insan doğası gereği değişikliklerin kendisi tarafından değil partneri tarafından yapılması gerektiğini düşünür. Partnerimizin davranışı üzerinde kontrolümüz olmadığı ise genellikle fark edilmez. Tam da bu nedenle çiftler ilişki hakkında umutsuzluk ve çaresizlik duyguları geliştirir ve ancak neredeyse bir mucize gerçekleşirse durumlarının düzelmeye başlayacağına inanırlar. Bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu ise büyük bir değişimi hedeflemek yerine kendimizde yapacağımız küçük değişikliklerle sistemin kendini yenilemesinin önünü açmaktır. Böylece daha iyimser bakabilir, istisnaları görebilir ve de partnerimize karşı daha açık hale gelebiliriz. Minik değişikliklere örnek olarak düşünceli nazik davranışları verebiliriz, partnerinize nasıl göründüğü hakkında övgülerde bulunmak ya da partnerinizin yanından geçerken ona dokunmak gibi. Bir yandan da sinirliyken partnerinizi görmezden gelmek ya da negatif ithamlarda bulunmak gibi kötü davranışları ilişkinizden çıkarabilirsiniz.4. Konu hiçbir zaman partner arasındaki farklılıklar değil, her zaman bu farklılıkların nasıl ele alındığıdır.Birçok partner, ilişki sıkıntılarının kendisi ile eşi arasındaki farklardan kaynaklandığını düşünmektedir. Birçok çift "Uyumlu değiliz: o sürekli hareket etmeyi sever, ben evde kalmayı tercih ederim" veya "O erken yatar; ben gece insanıyım." gibi ifadeler kullanmıştır. Bu düşünce biçimi, kişilerin mutsuzluğunun sebeplerini açıklamaya yönelik anlaşılabilir bir çabadır. Ancak mutlu ilişkilerdeki partnerler, anlaşma ve anlaşmazlık alanlarına odaklanmak yerine iyi dinleme becerileri geliştirirler. Bu beceriler, farklılıkları ortadan kaldırmak, karşı tarafı uzlaşmaya zorlamak veya tavsiye vermekle ilgili değildir. İyi dinleme becerileri, kişilik ve zevkteki farklılıkları anlama ve kabul etmeyle ilgilidir. İyi bir dinleyiciye sahip olmak, iyi bir arkadaşa sahip olmaktır. Mutlu bir ilişkide bir partner, eşinin iyi bir arkadaş olmasına her zaman güvenebilir.5. Erkekler ve kadınlar farklı araçlarla savaşır, ancak benzer yaralar alırlar.Erkekler ve kadınlar yalnızca benzer yaralar almakla kalmaz, kabul, destek, sevgi gibi aslında aynı olan hedeflere ulaşmaya çalışırken bu yaraları derinleştirirler. Partnerler, ilişkide nelerin yanlış gittiğini anlamaya çalıştıklarında, genellikle her iki kişinin de çok istediği nihai hedefleri değil, kullanılan mevcut savaş araçlarını incelemeye eğilimli hale gelir. İnanılanın aksine erkeklerin "duygusal yakınlıkta sorun yaşadığı" ve kadınların "aşırı tepki gösterme eğiliminde olduğu" bilgilerine dair bulgu yoktur. Erkekler ve kadınlar, duygusal yakınlık ve bağlantı kurma arzusunda pek az farka sahiptir. 6. Partnerle ilişki becerileri geliştirmek zorundadır.Mutlu bir ilişki arayışında sürekli olarak partner değiştirmek yerine, insanlar, tüm ilişkilerde yaygın olan çatışmalarını, öfkelerini ve anlaşmazlıklarını yönetmeyi öğrenmelidir. Partnerler, ilişkilerine kabul edilmiş kurallarıyla veya olumsuz duyguları yönetme becerileri olmadan girerler. Çatışmanın ilişkilerine kontrol etmesi yerine partnerlerin çatışmayı yönetmeyi öğrenmeleri ilişkide tatmini artırıcı önemli unsurlardan olacaktır. Yazar: Psikolog Aslı Uzun

Sınırlar, davranışlarla ilgili kuralları ve beklentileri öğretmek için kullanılan bir süreci ifade eder. Sınır çizmek, çoğu ebeveyn için çocuklarıyla kurdukları ilişkide zorlandıkları alanlardan biridir. Araştırmalar; yeterli sınırların olmadığı evlerde büyüyen çocukların, daha az dürtü kontrolüne ve öz düzenlemeye sahip olduğu, daha benmerkezci ve sosyal olarak daha az yetkin oldukları ve daha düşük başarı motivasyonuna ve bilişsel performansa sahip olduklarını göstermiştir. Aynı zamanda, sağlıklı belirlenen sınırlar, çocukları hem fiziksel olarak korur hem de duygusal gelişimlerini destekler. Bu bağlamda, çocuklara kapsayıcı sınırlar çizebilmek ve çocukların bu sınırları büyüme fırsatı olarak deneyimlemelerine yardımcı olmak önemlidir. Çocuklar Neden Sınıra İhtiyaç Duyar? Kuralları anlama: Çocuklar, yaşadıkları çevrenin kurallarını kavramak ve neyin beklenildiğini anlamak isterler. Kısacası, kendilerinden ne beklenildiğini, ne kadar ileri gidebildiklerini ve ileri gittiklerinde neler olabileceğini bilmek isterler.Güvenli Keşif: Sağlıklı sınırlar, çocuklara güvenli bir şekilde çevrelerini keşfetme ve öz-düzenleme becerilerini geliştirme imkanı tanır.Gelişim Dönemlerine Göre SınırlarSınırlar çocukların gelişim dönemlerine uygun olarak ifade edilmelidir.Bebekler için (1-2 yaş):● Dikkatleri dağıtmak ve ortamı değiştirmek gibi yöntemlerle sınırlar belirlenebilir.İlk Çocukluk Dönemi (3-6 yaş):● Sözsüz işaretler ve kısa cümlelerle, hayal gücü ve mizah araçları kullanılabilir.Okul Çağındaki Çocuklar için (7-11):● Kurallar, beklentiler ve sonuçlar sözlü olarak açıklanabilir. Sınırlar konusunda anlaşmanın mümkün olduğunca önceden yapılması önemlidir.Ergenlik Çağındaki Çocuklar için (12-18 yaş):● Sınırlar makul, açık, tutarlı olmalı ve çocuğunuzla birlikte saygı içerisinde belirlenmelidir. Sağlıklı Sınırlar Nasıl Belirlenir?Burada en önemli olan noktalardan biri sınırların rutine dönmesidir. Sınırlar rutine döndükçe ve uygulandıkça, çocuklar sınırları zaman içerisinde öğrenir ve içselleştirir. Duyguları Kabul Edin: Çocukların hissettiği duyguları fark edin ve onları ifade edin. Davranış yerine duygulara odaklanın.● "X duygunu görüyorum, anlıyorum." şeklinde cümleler empati kurulması anlamında önemli ifadelerdir.Sınırlar Üzerine Konuşun: Sınırların net, anlaşılır ve tutarlı olması önemlidir. Durumun özelinde bir sınır olduğundan emin olunmalıdır. Duruma özel olan sınır cümlelerinde, genel bir ifade kullanılmalı ve herkes için geçerli olduğu net bir şekilde söylenmelidir.● "Şu an ödevlerini yapma zamanı, henüz televizyon izleme zamanı değil."Kabul Edilebilir Alternatifler Sunun: Çocuklar duygusuyla baş etmekte zorlandığı anlarda net ve anlamlı öneriler sunulması çocuğun zorlayıcı duyguyla baş etmesini kolaylaştıracaktır.● "Ama istersen televizyonu ödevlerine ara verdikten sonra 10 dakika ya da ödevlerini bitirdikten sonra izleyebilirsin."Kabul Etmezse Ne Yapmalı?Diyalogu Sürdürün: Reddedilen seçeneklerin nedenleri hakkında konuşmaya devam edilebilir ve yeni alternatifler sunulabilir.Son olarak, çocuklarla sağlıklı sınırlar belirlemek ve bu sınırları içselleştirmelerine yardımcı olmak, onların duygusal gelişimlerini desteklerken aynı zamanda sorumluluk almayı da öğretir. Ebeveynlerin çocuklarını anlamak, duygularını kabul etmek ve sağlıklı sınırlar koymak, onların güvenli bir ortamda büyümelerine katkı sağlar. Bu süreç, çocukların duygusal zekalarını güçlendirir ve onları başarılı ve dengeli bireyler haline getirme yolunda önemli bir adım olarak karşımıza çıkar. Yazar: Psikolog Elif Cilmeli